soyer

“MEDYA DİLİNİN CİNSİYETİ: KÖŞEYAZILARINDA ERİL VE DİŞİL SUNUMLARLA TOPLUMSAL CİNSİYETİN KONUMLANDIRILMASI”

Modern toplumlarda medya toplumsal bir kurum olarak dilin betimlendiği doğal ve toplumsal dünyaya ilişkin anlam dizgelerini, yeniden sunum yoluyla manipule etmektedir. Dil bir kültür aracıdır. Medya; toplumun kültürüne ilişkin simgeleri, sembolleri ve çeşitli işaretleri, beden dilini kodlayarak oluşturduğu medya ürünlerini “ticari bir ürün” haline getirerek kitlelerine ulaştırmaktadır. Yazılı kelimeler, ya da elektronik olarak üretilmiş imajlar, söz konusu anlam yüklü kodların çok sayıda tekrarıyla kitlelere ulaştırılmakta, kitlelerin anlam dünyasında yer alan kültürel kodlar; pekişmekte, değişmekte yada anlam içeriğinde kaymalar(değişmeler) oluşturabilmektedir. Gerek gündelik yaşamda bireylerin kullandığı dil, gerekse medya dili başlı başına bir “yeniden (representation)”sunumdur.

Dil, birçok yeniden sunum sistemlerini içermektedir. Kullanılan konuşma dili ve yazı dili, beden dili, fiziksel olarak jestler, mimikler..vb. doğal (materyal) dünyanın anlamıyla ilişkili önemli bir alan oluşturmaktadır. Bu nedenler herhangi bir yeniden sunum durumunda dil, iletilecek anlamın üretim ilkelerine uyarak ortaya kazanmaktadır. Fotoğraflar, müze ve galerilerdeki sergiler, müzikteki ses, birer yeniden sunumdur. (Hall.S, 1997; 5) Yeniden sunumun kodları, yerel ulusal, küresel konulara ya da örneğin cinsiyete ait çeşitli alt kültürlere aidiyet kazandırmakta, kimlik edindirmekte, kimliğin toplumca onaylanmasına kadar çeşitli özellikleri söz konusu etmektedir. Dolayısıyla yeniden sunum dil aracılığıyla bir kültüre bağlamayı gerektirmektedir. Bu bağlanma getirdiği mantık dizgesiyle gündelik yaşamımızda; kavram sistemimiz, soyutlanan fikirler olaylar objeler insanlar arasındaki bir hiyerarşi zincirini de belirleyerek bireylere söz konusu alanlara aidiyet kazandırmaktadır.

Saussure; dilin yapılsalcı bakış açısıyla değerlendirildiğinde iki ayrı alanla karşılaşıldığını ileri sürmektedir. İlki; işaretlerin bir sistemi olan dildir ki; sesler, imajlar, yazılı kelimeler, renklendirilmiş fotoğraflar..vb. olarak vardırlar ve yalnız fikirlerin iletilmesinde kullanılan işaretler, bunlar “Belirlenmiş(signified)” dil sistemini oluşturmaktadır. Diğerleri ise, şu anda karşılaşılanlarla, belirlenmiş kavramlar arasında ilişki kurarak oluşturduklarımız (örn, konuşurken ve yazarkenkiler) ise, belirleyiciler (signifier) olarak birlikte (paralel) koşul olarak iletişim sürecinde kullandığımız alandır.(31,33) Bu alan seçme (tercih) kişiye görelik taşısa da yine de toplumun üyelerince paylaşılan ortak alanla sürekli karşılaştırmayı gerektirmekte, bundan dolayı da bu alan değişime zorlanmaktadır. Örn, medya ile olan bireyin iletişim süreci ikinci alanı oluşturmaktadır, ancak merkez dil alanını medya sürekli etkilemekte ve değişime zorlamaktadır.

Kitle iletişim sürecinde, endüstriyel bir üretimin her aşaması sürecin bir bileşeni olarak dilbilim kuralları (linguism) bir yönlendirme olmaktadır. İlişkiler süresince yaşanan gerçekliğin yerine geçmektedir. Böylelikle en az iki gerçeklik alanı söz konusu olmaktadır. 1. Medyanın çizdiği popüler kültür aracılığıyla etkilediği kültürel alan. 2.Gerçek dünyanın kendi içindeki olaylar arası sürekli bu gerçekliği yönlendirdiği alan, olmak üzere gündelik yaşamda kültürel alanın bir üretim sunum alanı olduğu göz ardı edilebilmekte, bir yanılsama olarak gerçek dünyanın yerinde algılanabilmektedir.

Çünkü Medyanın teknolojik üstünlüğü ve endüstriyel üretim olması nedeniyle yerleşik kurumların bile üzerine çıkarak kontrol ettiği ve yaşamı yönlendirdiği görülmektedir. (Grossberg L,  Wartella E, Whitney D.C, 1998; 10-13) Dil içinde zamanla oluşan farklılıklar, realiteyi, gerçek alanından kaydırılabilmekte, anlam dünyası değiştirilebilmektedir. Popüler kültür aracılığıyla dil sistemini anlam dünyası sürekli manipüle edilmektedir. Bu nedenle medya hem var olan dilin kodlarını anlam içeriklerini kullanarak kültürün bir alt alanını oluşturmaktadır hem de bu alanı sürekli değiştirerek dil ve anlam sistemlerini etkileyerek kültürü değişime zorlamaktadır. Böylece toplumun geçmişten getirdiği bireylerin paylaştıkları ortak kültürel alan ile popüler kültür alanı bazı yönlerden benzerlikler gösterseler de birbirine alternatifler ve  aykırılıkla oluşturulabilmektedir.

TOPLUMSAL CİNSİYET FARKLILAŞMALARINA TEORİK YAKLAŞIMLAR

Batı yazınında cinsiyet ayrımının insanlık tarihi kadar eski olduğu yolunda bir ayrım varsa da, Margaret Mead’in ilkel kabileler üzerinde yaptığı 1930’lardaki araştırmalarda söz konusu ayrımın bazı kabilelerde yaşanmakta olduğu bazı kabilelerde de olmadığı yolunda bulgular vardır. (Linda L. Lindsey;1990; 14-15) Toplumsal cinsiyet ayrımı biyolojik cinsiyet ayrımından çok kültürel bir ayrımın sonucu olmaktadır.

Biyolojik cinsiyet ayrımı (sex) ile dünyaya gelen bireyler arasında çeşitli toplumsallaştırma ajanlarıyla (okul, medya, akraba grupları..vb.) ve toplumların kurumsal işleyişleriyle (din, ahlak, hukuk, ..vb) açığa çıkan cinsiyete uygun kurallar, biçimler ile ilgili dizgelerin yaşama geçirildiği görülmektedir.

Levi Straus ve Orther kültürün ve doğanın işleyişi arasındaki ayrımını ortaya  koyarken, her kültürün kendine göre insan bilincini ve bu bilincin ürünlerini üretmekte olduğunu ileri sürmektedir. Çoğu toplumlar kadını, biyolojik özelliğinden dolayı uygar ve kültürel bir tanım yapmaksızın doğaya yakın görmektedir (Billigton R, Strowbridge S, v.d; 121). Böylece kadın ve erkek arasında daha doğuştan en az iki olmak üzere bir tabakalaşma sistemi yaratılmaktadır. Toplum, kışının biyolojik statüsünü sosyalizasyon süreciyle öğrenilmiş kültürel statüsü içine yerleştirmektedir. Bu durum bu iki cinsin aralarında bir güç ayrımına da neden olmaktadır. Çoğu ilkel toplumların günümüz (modern endüstriyel yada kapitalist) toplumlarının kadını ve erkeği arasında güç ayrımı temelinde farklılaştığı görülmektedir. Çünkü politik ve ekonomik yaşamı erkeğin kontrol ettiği bilinmektedir. Kadın bu alanın göreli olarak dışındadır.

Çağdaş toplumlarda; kadının işgücü olarak istihdam koşulları karşısındaki durumu(katılımı), toplumda kurumsal işleyişinde varolan işgücünün toplumsal cinsiyet ayrımlaşması, ücret farklılaşmaları, eğitim olanaklarında yararlanma ve eğitime katılım toplumsal hareketlilik süreci, aile yaşamındaki pozisyonu ve politik yaşamdaki yer alınma biçimiyle kadın ve erkek arasındaki ciddi farklılaşmalar yaşanmaktadır. (Stockard J, Johnson MM, 1992; 75-87) (Kramer L, 1991; 255-287) Yapılan çalışmalarda çağın hiçbir toplumunda erkeğinin statüsünün kadının gerisine düştüğü görülmemiştir. Benzer toplumsal yapılar benzer statüleri gerektirmektedir. Statülerin rollerine getirdiği sorumluluk sınırlılık, imtiyazlık, tolerans..vb. toplumsal değerlerce önceden tanımlanmışlardır. (Lindsey L, 1990; 3-5) Örn, Belirli statülerin belirli cinsler tarafından doldurulduğu, benzer rollere de toplumca benzer değerlerin atfedildiği görülmektedir. Kadının statüsü erkeğin statüsüne göre daha altta konumlandırılmıştır. Kadın ve erkek arasındaki bu farklılaşmanın yarattığı güç dengesizliği nedeniyle kadın erkek tarafından biçimlenmiş bir dünyada erkek egemen toplumun ve kültürün içinde yaşamını sürdürmektedir. Toplumsallaşma süreci içinde her iki cins kendi konumunu olası statülerini ve yerine getirilmesi gereken rolleri içselleştirmektedir.

Toplumsallaşma sürecinde kadının içselleştirdiği ailesel rol beklentileri gereği ev içi (özel) alana öncelik tanıyan kadın, toplumsal yaşamın diğer alanlarında erkeğin gerisine düşmektedir. Ev dışına daha az önem ve eğilim göstermektedir. Blumen J.L., toplumlarda güç dağılımının eşitsizliğinden söz ederken, kadın ve erkek arasındaki bu farklılaşmanın toplumsal tabakalaşma sistemi ile de iç içe örüldüğünü ileri sürmektedir. Ona göre erkek şu özellikleriyle öne çıkmaktadır; (1984; 8-9)

  1. Daha fazla bilgili ve yetenekli
  2. Daha çok cesaretli ve ilgili
  3. Değerli ve ulaşılması güç kaynakları kontrol edebilen
  4. Elde edilen güç kaynakları da farklılıklar ve üstünlükler

Böylelikle kadın ev içi işlerde daha yoğun yönelim içinde iken, erkekten ev dışı alanlarda başarı beklenmektedir.

Teorik yaklaşımlar “rol farklılaşmasını” temel alanlar fonksiyonalist, çatışma ve sembolik etkileşimci kuramlarda oluşuyorken, kadının erkek karşısındaki konumunu temel alan görüşler ise feminist teorilerden oluşturmaktadır.

  1. Fonksiyonalist Teori; bu teorik yaklaşıma göre; kadını ve erkeğin ilkel toplumlardan bu yana farklı alanlardaki rol farklılaşması (örn; kadın toplayıcı, erkek avcı) kadının doğurganlığı gereği ev işleri çocuk bakımında erkeğin ise ailenin ekonomik fonksiyonunun yerine getirmesinde uzmanlaşması gibi. Parsons ve Bales, kadının anlamlı (expresive) duygusal rollerde erkeğin ise araçsal (instrumental) evin dışından aile bütünlüğünü sağlayıcı rollerde uzmanlaşmaları dolayısıyla cinsiyet ayrımı varlığını sürdürdüğü görüşündedirler.
  2. Çatışma Teorisi: Kadın ve erkek arasındaki güç farklılaşması ve çatışması üstünde durmaktadır. Marksist bakış açısında ilkel toplumlarda kadın, erkek arasında eşitlikçi bir yapı olmasına rağmen, kapitalist kurumsal işleyiş eşitsizlikte başlamıştır.Toplumsal artı birkaç erkeğin elinde toplandığı için köle efendi, sömüren-sömürülen ilişkisi kapitalist toplumda burjuva ve proleterya arasında vardır. Kadın daha çok eve ait işlerde yer alarak yaşamın gereklerine erkeğin üstünlüğü altında edinebilmektedir. Engels, kadının kurtuluşunu erkek gibi büyük ev dışı işlerde üretimde yer alan kadının olması durumunda söz konusudur. Hacker ise, kadını bir azınlık grup olarak görmektedir. Cinsiyet ayrımının kadını sınırlandırdığını, çalışma yaşamındaki marjinal pozisyonunu yaygın stereotiplerle temellendirdiği görüşündedir.
  3. Sembolik Etkileşimci Teori: Bu yaklaşım daha çok sosyal psikolojik bir çerçeveyle cinsiyet rollerini açıklamaktadır. Realitenin üyelerin nasıl tanımladığı ve aralarındaki davranışa yönelik beklentiler, paylaşılan anlamlar temelinde grup etkileşimi olarak ortaya çıkmaktır. Üyelerin etkileşiminin rolleri de değiştireceği varsayılır.(Goffman). Dramaturji analizde kadının ve erkeğin birbiri için belirlenmiş rolleri gereği ortaya çıkan etkileşim sonucunda,  göreli rol setleri mevcuttur. Lewis ve Schwartz, erkek ve kadının birbiri için dizayn edilmiş etkileşim setleri oldukça yaygındır. Her birinin davranışının diğerinin rolünün yerine getirmeye izin vermektedir. Aksi halde benlik kendini gerçekleştiremez, kültürel ortama karşı olma yabancılaşma, rekabet..vb ortaya çıkmaktadır.
  4. Feminist Teori: Çoğu toplumda cinsiyetçiliğin pariyarşinin varlığını sürdürdüğünü ileri sürmektedir. Kadın hareketi bir değişmenin ortaya çıkması bakımından önemlidir. Kadının toplumdaki sosyal politik ekonomik olarak süren kadının alt pozisyonunu ifade eden bir ideolojik çerçeve sağlamaktadır. Liberal feministler; aydınlanma doktrininin gereği olarak, ev dışı ilerde erkeğe benzer anlamlı ve uygun rollerde konumlandırılması için gereken düzenlemelerin yapılmasını ileri sürmektedir. Sosyalist feminizm; cinsiyet ayrımının kapitalist toplumda fonksiyonel olduğunu ödeme yapılmayan ev işlerinin kadını evde sınırlandığı ve erkeğe ekonomik olarak bağlı bir kadının varolması nedeniyle kadının sosyalist bir devrimden sona erer. Radikal feminizm; kadının dominant olduğu görüşü, sosyalist devrim olsa bile kadın-merkezli toplumsal kurumların geliştirilmesini ileri sürmektedir.

Toplumsal cinsiyet farklılaşmalarına farklı teorik bakış açılarını da ortaya koyduğu cinsiyet farklılaşmasının yarattığı rolün farklılaşmasının ötesinde sosyal statü farklılığıdır.(Wilson H.T, 1989; 17)Kuşkusuz kadın ve erkeğin göreli farklılıklarını kurumsallaştıran toplumun kurumsal işleyişi içinde kadın ve erkek kültürel alanı birbirine göre farklılaşmış farklı dil içerik..vb. kazanmıştır.

Kültür, kuşkusuz homojen ya da monolitik içerik göstermez. Ancak “ben” ve “öteki” ya da dominant ve dominant olmama durumuna göre farklı rolleri gündelik yaşam pratiklerini ve cinsiyet ayrımını konumlandırmaktadır. Postmodern teori, örn, Fraser Nicholson, toplumsal cinsiyetin, cinsiyete göre ayrımlaşmış özelliklerini dikkate almaktadır. Batı endüstriyel toplumlarda, spor ya da benzeri kültürel aktivitelerin, macera filmlerinin popüler roman, müzik..vb. cinsiyet ayrımcılığına dayansa da yeniden sunum ve yeniden üretim yoluyla varolan kültürle birtakım karşıtlıkların ortaya çıktığı görüşündedir. Bu anlamda, kadının doğaya daha yakın olduğu görüşü taraf bulmaktadır. Kadınlar ve erkekler birbirine göre tanımlanan birer sosyal gruptur. (Billington D, Shealagh S, Greensides.v.d, 1991; 120-121) Grubun eğilimleri tüketim gerçeği temelinde önemlidir. Ancak yinede toplum heteroseksüellik üzerine kurumlaşmıştır. Böylece bir önceki endüstri toplumunun endüstri kültüründe birbirine göre katı bir biçimde ayrımlaşan kadına ve erkeğe yönelik alan, “esnek oluşumlar” kazanarak ara oluşumlara ersellik, homoseksüellik vb. gibi yer vermektedir. Çünkü endüstri toplumundaki orta sınıf kadına erkeğe göre kendi alanında üstünlük sağlamaktadır. Ancak her şeyden önce daha çok tüketici, popüler kültür içinde de bir tüketim nesnesi olarak özgürleşmektedir.

MEDYA VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Bireyin toplumsal cinsiyeti ayrımını benimsemesi, toplumsallaştırma ajanlarıyla (okul, aile, akraba grupları, medya…vb) gerçekleşen toplumsallaştırma sürecinden gelmektedir. “Öğrenme teorisine” ya da zihinsel gelişme modeline (Kramer L.1991; 76-77) göre bireylerin içinde yer aldıkları toplumun kendilerine sunduğu kadına ve erkeğe ilişkin kuralları, anlamları, içselleştirmektedir. Bireyler bu yolla edindikleri çevresel ve iç deneyimlerle cinsel kimlik geliştirmektedir.

Medyada yer alan bu konuyla ilgili kültürel içerikler, toplumun kültürüyle özdeş (aynı) değildir ama benzerlikler göstermektedir. Medya kültürünün öncelikli fark, sayısaldır. Kadın sayısı, erkek sayısına göre azdır. Kadın ve erkeğin çeşitli medya ürünlerinde nasıl gösterildiğiyle de ilişkili olarak, “erkekliğin”, “kadınlığa” göre üste konumlandırıldığı (Supermen-superboy, superman) görülmektedir. She-Ra, Zeyna vb. gibi kadın kahramanlarda varsa da, bunlar sayıca azdır ya da özellikleriyle de erkeğin gerisindedir. Medyada da rutin haber dışında sansasyonel haber sunumunda da çoklukla erkek sunucuların kullanıldığı bilinmektedir. Haber sunumunda, “Anchorman” olarak ünlenen bazı erkek sunucuların, “haberci” kimlikleriyle ön plana çıktıkları ancak aynı görevi yapan kadın sunucularda ise, “güzel bir simaya ve hoş-diksiyonu düzgün bir sese sahip” özelliği ile tercih sebebi oldukları görülmektedir.

Çağdaş toplumda kadın ve erkeğin birbirine göre konumlandıkları toplumsal statüleri çeşitli medya içeriklerinde değişmez kalırken çoklukla kadın erkeğin yanında ve onun gücünü anlatım aracı olarak konu edilmektedir. Birçok medya ve cinsiyet ayrımı ile yapılan çalışmalarda erkeğin her zaman daha başat yer aldığı sonucuna varılmıştır (Fejes F.J., 1992, 10). Birçok dramanın analizinde ceza ve ödülün kontrolüyle, statüsünün ve gücünün sahibi olarak erkek, cezalandıran kişidir. Prime Time’de çok şaka yapan erkek bile, kadın karşısında daha üst konumda olup, küçük düşen, alay konusu edilen çoklukla kadın olmaktadır. Kadın daha çok anlamlı alanda etkinlik gösterirken, erkek araba kullanan, içki alan, sigara içen, ateşli silahlar kullanan atletik etkinlikleri yerine getiren yapan konumundadır.

Graig’in televizyon ile ilgili yaptığı çalışmalarda; erkek, beyaz, orta sınıf, heteroseksüel betimlenmiştir. Gay ve lezbiyenlik negatif stereotipler olarak sunulurken, gay’lerin yumuşak davranışları sert bir heteroseksüel karakterin tepkisi ile birlikte verilmiştir. Gay’lik bir bütün olarak problem bir durum olarak betimlenmiştir.

Göze çarpan yüceltilen erkekler, her durumda güvenirlikle, üst ve orta sınıfta olma çalışkan ve disiplinli olma ile gibi nitelikler bir arada yer almıştır. (Saco D, 1992; 25) Gazete sayfalarında fotoğraf olarak, özellikle de spor sayfalarında olmak üzere sayıca erkekler çok yer almaktadır. Spor sayfalarında kadınların yer alışı ise daha duygusal aciz anlatımlarla birliktedir. Yüz ifadelerinde kadınlara göre erkeklerin daha çok gülümsedikleri görülmektedir. (Graig; 13) Erkek hep güçlü anlatımlarla birlikte verilirken, kadın ev içi etkinlikler, kadına yaraşır geleneksel etkinlik alanlarında, bazen de çalışma rollerinde başarı çizen ancak, çizdikçe de marjinalleşen bir kimliklerde sunulmaktadır.

Heteroseksüel dergilerdeki fotoğraflarda (Playboy, Penthouse, Mandete, Play Girl) heteroseksüel erkekler yüceltilmiş, kadın hayli seksileştirilmiş ve idealize edilmiş, fiziksel niteliklerde, güzellikleri olağanüstü resmedilmiştir. Kadın erotizminde yer verilen kadın, çoklukla kabul edilebilir düzeyde çekici, erkeği baştan çıkarıcıdır ancak kurnaz değildir. Erkeğin imajı ise yukarı toplumsal hareketliliğe aday, eğitimli, olağanüstü erkek fiziksel niteliklere sahip, ortalama çekiciliğin çok üstünde bir durumda yer almıştır. Bütün erotikalarda seksüel çekicilik ve imaj idealize edilmiştir (Craig S, 1992; 13). Erkek ve kadın kimliği medyanın çeşitli sunumlarında birbirinden bu şekilde ayrılırken, modernitenin ve iş yaşamının gereklerine uygun olarak başarılı kadın tiplemelerinin azda olsa yer aldığı görülmektedir. Ancak sayı azdır. Başarılı erkek otoriteyi temsil eden mesleklerde konumlandırılmıştır. Kadın ise, geleneksel rollerin uzantısı olan mesleklerde konumlandırılmıştır. Bu durumda erkeğin yanında kadın da yer alıyorsa da, onun gücünü yücelten, destekleyen bu yolla anlamlı rolleri yerine getirme işleviyle donatılmış bireydir. Medyada yer alan kadın ve erkek ilişkilerinin yansıtıldığı dil de önemlidir. Kadın ve erkek arasındaki iletişim sürecinde karşılıklı kullanılan dil ve anlatım farklılıkları vardır. Erkekler daha vurgulu gerçeklere dayalı daha çok seks, spor, politika, iş, diğer erkeklere ilişkin konuları, ses tonu yüksek, hep kavgacı, müdahaleci, otoriter tutumlar da resmedilmişlerdir. Beden dilinde de yine, sert güçlü olarak yer almaktadır. Kadın ise; konuşan, gürültülü sesler çıkaran, güvensiz zaman zaman gaf yapan, saçma dedikodu biçiminde konuşmalar yer almaktadır. Kadın erkek karşısında konuşmalarında daha rafine edilmiş dili, yumuşak bir biçimde erkeğin gerilimlerinin giderilmesi içinde kullanılmakta, sık sık konuşması yarıda kesilen boyun eğen kişi olmaktadır. Karşı tarafı anlamaya ve kabul etmeye yönelik bir dili seçtiği görülmektedir. (Shaver P.1987;149)

Medyada kadının ve erkeğin hiyerarşik konumlandırılmaları, iş bölümündeki ayrımlarla da desteklenmiştir. Kadınlar ve erkekler farklı mesleklerde görülmektedir. Böylelikle kadının ve erkeğin ilgi alanları bilgi birikimi kullandıkları kelime hanesi ve bilgisi de değişmektedir.

ARAŞTIRMA BULGULARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

  1. A.      Araştırmanın Amacı: Bu araştırma, belirli bir okur kitlesine sahip gazetelerin var olan toplumsal cinsiyet ayrımına olan etkileşimini ortaya koymaktadır.
  2. B.       Araştırmanın Hipotezleri: Ho:Gazeteler, toplumsal cinsiyet ayrımını pekiştirmekte ve bu konuda birbirine göre farklılıklar göstermemektedir. : Gazetelerin yayın politikaları gereği farklı düzeylerde toplumsal cinsiyet ayrımını pekiştirici içeriklere yer vermektedirler.
  3. C.      Araştırmanın Gerçekleştirilmesi: Araştırma oldukça büyük okur kitlesine sahip iki ulusal “Sabah ve Radikal” gazeteleri raslantısal olarak seçilmiştir. Bu iki gazetenin geçmiş sayılarına internet ortamında erişilerek, köşe yazıları incelemeye alınmıştır. Özellikle kadına yönelik anlatımların yer alabileceği varsayılan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile Mayıs ayının ikinci pazarında kutlanan Anneler günü dolayısıyla, söz konusu gazeteler birer aylık (Mart ve Mayıs) periyotta incelenmiştir. Köşe yazıları aşağıdaki içerik analizi yönergesine göre analiz edilmiştir. Semantik (anlambilimsel)analiz yapılmıştır.

D.  İçerik Analizi Yönergesi

1)   Kadının yer aldığı toplumsal mekan
0. Kodlanamıyor             1. Özel Alan               2. Kamusal Alan
2)   Kadının Sosyal Konumu ve Toplumsal Rolleri
0. Kodlanamıyor             1. Ev içi roller
2. Kadına özgü görülen (annelik formatının ağır bastığı) meslekler
3. Profesyonel meslekler
4.Süper Kadın konumlandırması (ev ve iş rollerinde en üst başarıda yer alan)
3)   Köşe yazıları temalarının köşe yazarlarının cinsiyetine göre konumlandırılması
0. Kodlanamıyor     1. Politika     2.Türkiye      3. Dış Haberler               
4. Ekonomi      5.Borsa/Finans     6. Yorum   7. Sinema                   
8.Spor      9. Yaşam       10. Kültür/Sanat
4)   Eril ve Dişil Modellere Göre Kadın Kimliği
a) Eril Model
1.Seçen(seçici)                2.Kolay Tatmin Olmaz
3.Zayıf değil güçlü          4.Güçlü
5. Uzlaşmaz                     6.Kararlı
7.Erdemli                        8.Bedenine ilgisiz
9. Yetişkin, olgun         10.Üreten 11.Araçsal Roller 
b) Dişil Model
1. Seçilen      2.Kolay Tatmin Olan    3. Zayıf,hasta,hassas,kırılgan
4.Güçsüz       5.Uzlaşmacı       6.Kararsız                              
7.Cazibe   8.Rekabet etmeyen     9.Narsizma(kendini beğenme)
10.Çocuksuluk    11. Tüketen    12.Anlamlı roller       
  1. D.       İçerik Analiz Yönergesine Göre Elde Edilen Veriler

D.1. Kadının Yer Aldığı Toplumsal Mekan

Bireylerin toplumsal statülerini gerektirdiği roller, kadın yer aldığı mekanları da belirtmektedir. Buna göre geleneksel rol ayrımının kadını ev içi alanlara erkeği de ev dışı alanlara yönlendirmektedir. Bu nedenler, araştırma da kadının yer aldığı sosyal çevre kriter olarak alınmıştır.

Tablo1: Kadının Yer Aldığı Toplumsal Mekan

  Kamusal alan (sayı) Özel alan (sayı) Toplam
Radikal 146 185 331
Sabah 70 120 190
Chi-Square Tests Value Df Asymp.Sig.(2-sided)
Pearson Chi-Square 2,000b 1 ,157

 a=0,05, %95 güvenilirlik 0,157>0,05 olduğundan fark yoktur. Ho kabul edilmektedir.

Gazeteler raslantısal olarak seçildiği için her iki gazete de görüldüğü üzere kadının özel alanın diğer bir deyişle geleneksel statüsünün gerektirdiği ev ve aile ile ilgili geleneksel alan ağırlıklı olmaktadır.

D.2. Kadının Sosyal Konumu ve Toplumsal Rolleri

Kadına anlamlı rollerin, erkeğe araçsal rollerin verilmesi, her iki cinsin sosyal konumunu birbirinden farklılaştırmıştır.

Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi gazetelerin daha çok kadını ev içi mekanlarda yer alabileceği toplumsal rollere ve bunların devamı mesleklere yöneltmektedir.

 Tablo 2: Kadının Sosyal Konumu ve Toplumsal Rolleri

Gazeteler
İşkadını
Ev kadını
Kadına özgü atfedilen
meslekler
Profesyonel
Meslekler
Süper Kadın
Toplam
Radikal
52
55
21
17
14
167
Sabah
30
22
12
8
10
82
Chi-Square Tests
Value
Df
Asymp.Sig.(2-sided)
Pearson Chi-Square
2,000a
16
,220

a=0,05, %95 güvenilirlik 0,220>0,05 olduğundan fark yoktur. Ho kabul edilmektedir.

D.3.Köşe Yazılarında Yer Alan Temaların Köşe Yazarlarının Cinsiyete Göre Dağılımı

Tablo 3: Köşe Yazılarında Yer Alan Temaların Köşe Yazarlarının Cinsiyete Göre Dağılımı

GAZETELER
 
Radikal
Sabah
 
KADIN
ERKEK
KADIN
ERKEK
TOP
POLİTİKA
138
21
189
348
TÜRKİYE
19
115
16
151
301
DIŞ HABERLER
8
71
26
105
EKONOMİ
32
103
99
234
BORSA/FİNANS
54
45
39
138
YORUM
73
33
106
SİNEMA
18
16
23
57
SPOR
12
133
85
230
YAŞAM
51
34
13
148
246
KÜLTÜR/SANAT
10
57
35
102
TOPLAM
229
795
50
828
1883

Radikal gazetesi hesaplamış ancak sabah gazetesi boşluklar nedeniyle χ² hesaplanamamıştır.

Chi-Square Tests
Value
Df
Asymp.Sig.(2-sided)
Pearson Chi-Square
80,000a
72
,242

a=0,05, %95 güvenilirlik 0,242>0,05 olduğundan fark yoktur. Ho kabul edilmektedir.

Köşe yazarlarının cinsiyet bakımından dağılımında sayıca erkeklerin daha çok olduğu görülmektedir. Sabah gazetesinde bu sayı daha belirgindir. Köşe yazarlarının cinsiyeti, yazarların içselleştirdikleri cinsiyet ayrımına ilişkin değer ve norm dizgesinin, göstergesi olması bakımından önemli kaldı ki, kadın köşe yazarlarının da bu konuda erkeğe benzer tutum içinde olduğu dikkat çekmektedir. Örn; mayıs ayında radikal gazetesinde 370 erkek, 97 kadın, Sabah gazetesinde ise 386 erkek, 22 kadın yazarlar tarafından hazırlanan köşe yazısı yer almıştır. Her iki gazetede, köşe yazarları çoklukla erkektir. Ancak bu oran Sabah gazetesinde daha belirgindir. Erkek kadrolaşma dikkat çekicidir. Zaten kadın köşe yazarları daha çok “Yaşam ve Türkiye”ye ilişkin magazinel konularda yazmaya tercih eden ettirilen yazarlardır.

D.4. Eril ve Dişil Modellere Göre Kadın ve Erkek Kimliklerinin Betimlenmesi

Birbirine göre tamamen zıt karakterler olarak belirlenmiş olan eril ve dişil modellerin oluşturulmasında, Batı’da yapılan çalışmalar kıstas alınmıştır. Eril ve Dişil modellerin cinslerin farklılaşmış doğasından değil, aksine sistemin farklılaştırıcı doğasından geldiğine dikkat çeken Baudrillard, erilin ve dişilin gerçek erkeklere ve kadınlara ilişkin göreceli ve keyfi olduğunu belirtmektedir. Günümüz kadınlarının erkekler gibi ayrım gözetmeksizin kendilerinin kalıp içinde gösterildiği ama göstermeyi yapan hafifliğin tüketimin düzenlediğini ileri sürmektedir. (Baudrillard J, 1997; 110-112)

Tablo 4: Eril ve Dişil Modellere Göre Kadın ve Erkek Kimliklerinin Betimlenmesi

a. Eril Model

Eril Model
Sabah
Radikal
Seçen(Seçici)
 
25
16
Kolay Tatmin Olmaz
 
36
22
Zayıf değil güçlü
 
85
45
Güçlü
 
71
69
Uzlaşmaz
 
40
8
Kararlılık
 
12
17
Erdemlilik
 
4
7
Rekabetçi
 
18
54
Bedenine ilgisiz
 
7
9
Yetişkinlik, olgunluk
 
58
29
Üreten
 
81
62
Araçsal roller
 
41
6
TOPLAM
 
478
344
Chi-Square Tests
Value
Df
Asymp.Sig.(2-sided)
Pearson Chi-Square
132,000a
121
,233

a=0,05, %95 güvenilirlik 0,233>0,05 olduğundan fark yoktur. Ho kabul edilmektedir.

b.Dişil Model

Eril Model
Sabah
Radikal
Seçilen
 
9
7
Kolay Tatmin Olan
 
33
28
Zayıf, Hasta, Hassas, Kırılgan
 
23
35
Güçsüz
 
45
23
Uzlaşmacı
 
52
12
Kararsız
 
20
25
Cazibe
 
70
42
Rekabet etmeyen
 
1
21
Narsizma(kendini beğenme)
 
45
38
Çocuksuluk
 
19
25
Tüketen
 
76
78
Anlamlı roller
 
54
25
TOPLAM
 
447
359
Chi-Square Tests Value Df Asymp.Sig.(2-sided)
Pearson Chi-Square 96,000a 90 ,313

a=0,05, %95 güvenilirlik 0,313>0,05 olduğundan fark yoktur. Ho kabul edilmektedir.

Görüldüğü üzere gazetelerin cinsiyet konumlandırılması birbirine benzerlik göstermekte, erkeğe göre zıt karakterlerde konumlandırılması kadının bir tüketim nesnesi haline gelmesi bu niteliklerle olağan hale getirilmiştir.Gazeteler toplumsal cinsiyet farklılığının devamında işlevsel gözükmektedir.

SONUÇ

Bu konuya ilişkin elde edilen bulgular, gazetelerin, cinsiyet ayrımını pekiştirici yönde olduğu görüşünü doğrulamaktadır. Kadına ve erkeğe ilişkin mekanların birbirinden çoklukla ayrı tutulduğu görülmektedir. Her iki gazetede de kadın; daha çok özel alanlarda ve ev içi rollerde ya da ev içi rollerle uyuşan ev dışı(çalışan kadın) rollerde konumlandırılmaktadır. Bu çalışmanın baş tarafta sözünü ettiğimiz yapılan çalışmalarla benzer bulgular içinde olduğu görülmektedir. Kadın erkek egemen toplumun kültürel değerlerini yaşama geçirse de, gazetelerin köşe yazıları çoklukla erkek yazarlar tarafından yazılmaktadır. Politika, dış haberler, yorum..vb. gibi konularda kadın köşe yazarlarının hemen hiç yazı yazamadıkları görülmektedir.

Kadın ve erkek arasındaki cinsiyet ayrımının ilgi alanlarına yansıdığının göstergesi olan bu durum, entellektüel etkinliklerde de erkeğin önde olduğunu da göstermektedir. Bu da daha önce elde edilen bulgularla benzerlik içindedir. Birer ideal tip olarak belirlenen eril ve dişil modellerin kadın ve erkek kimliğini belirlemede geçerli olduğu gözükmektedir. Buna göre kadınlar ve erkekler, biçimlenen birer sosyal grup ya da kategori olarak farklı alanlarda ve niteliklerde konumlandırılarak kitlesel üretimin tüketilmesi ya da a anlamlı rollerle tüketim alanıyla aile alanının dengelenebileceğinin göstergesidir. Sonuç olarak gazeteler, köşe yazılarında da toplumsal cinsiyet ayrımının pekişmesinde önemli bir araçtır. Bir hipotez testi olarak gerçekleştirilen bu çalışmada Ho hipotezi kabul edilmekte, Hı hipotezi de reddedilmektedir.

 REFERANSLAR

Abbott-Richmond M, 1983, Masculine and Femine, McGraw-Hill Publishing Company

Aries, E, 1987, Gender and Communication, Sex and Gender, edit: Philip Shave-Clyde Hendich, Sage Publications.

Baudrillard J, 1997, Tüketim Toplumu, Çev: Hazal Deliceçaylı, Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları.

Billington R, Strawbidge S, Greenside L, vd., 1991, Culture and Society McMillan Press Ltd.

Blumer, J.L, 1984, Gender Roles and Power, Printice Hall Inc Engle Cliffs.

Craig S, 1991, Considering Men and Media, Man Masculitnity and the Media edit: Steve Craig Sage Publications

Fejes F.j, 1983, Masculinity as Fact, Man Masculitnity and the Media, edit: Steve Craig Sage Publications

Hall. S, 1997, Representation: Cultural representations and Signifying Practices, Sage Publictions

Kramer L, 1991, The Sociology of Gender, St Martin Press

Lawrence G, Wartella E, Whitney DC, 1998, Media Making: Mass Media in a Popular Culture, Sage Publications

Lindsey L, 1990, Gender Roles: A Sociological Perspectives, Printice Hall İnc.

Saco, D, 1992, Masculinitiy as Sign”, Poststructralist Feminist Aproaches to the Study of Gender”, Man Masculitnity and the Media, edit: Steve Craig Sage Publications

Stochard J, Johnson MM, 1992, Sex and Gender in Society, Prentice Hall, Englewood Cliffs.

Wilson H.T, 1989, Sex and Gender Making Cultural Sense of Civilizition,  E.J.Brill Sti.

 

%d blogcu bunu beğendi: